Ana Sayfa


Tarihini bilmeyen toplumların , coğrafyalarını başkaları çizer !!!



Tarih Ne İşe Yarar Ki?


“Osmanlı Meclisi müzakerelere başladı. İlk iş olarak dâhili nizamnamenin (içtüzük) tanzimi görüşüldü. Fakat bu sırada Hıristiyan mebuslardan on altısı, Ahmet Vefik Paşa’ya (meclis Reisi), dâhili nizamnamenin kendi dillerinde yazılmasını teklif ettiler. Bu mecliste mevcut olan on ayrı millet kendi dillerinde birer nizamname istiyorlardı. Bu ilk arzu, bu meclisin milli bir meclis olmadığını ortaya çıkardı.”

“Bazı Rum milletvekilleri, Türkiye’nin Girit’i ve Teselya’yı küçük Yunanistan’a bırakmasını söylemekten çekinmemişlerdir. Nitekim Ermeni Patriği Narses, Grandük Nikola’yı Yeşilköy’deki umumi karargâhında (93 Harbinde) ziyaret ederek, Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan teşekkülü için Rusya’nın yardımını istemiştir. Bunu yapan adam, bir Türk vatandaşı, padişahın bir tebaasıdır.”


Gençlerimizde, tarihe karşı bir soğukluk meydana geldi. Bunda, öğrenim hayatındaki başarının pozitif bilimlerden geçtiğine dair sistemin zorlamasının yanında, son yıllarda, özellikle basın yayın organlarını kullanarak, Türk insanının zihinlerinin tahrif edilmesine yönelik bilinçli çabaları da görmek lazım. Gençlerimiz “tarih ne işe yarar ki!” diye düşünmeye başladılar.

Tarih işte bu işe yarar: Yani tarih tıpkı tek başına bir insanın hafızası gibi; o hafıza ne işe yararsa, tarih de toplumların hafızasıdır ve o işe yarar.

Abdülhamit Han Osmanlı Sultanları’nın en dahi şahsiyetleri içinde yer alır. İmparatorluğun çepeçevre kuşatıldığı bir dönemde devleti 32 yıl gibi uzunca sayılabilecek bir süre başarıyla yönetmiş, modern eğitim kurumlarının altyapısını kurarak Cumhuriyeti kuran askeri ve sivil kadroların yetişmesini sağlamış, Teşkilat-ı Mahsusa’nın temellerini atmıştır. İzlediği Türkçü ve İslamcı siyasetle düşmanların oyunların bozmuş ve esasen bunların bir hülasası olmak üzere, yeni Türk devletinin kurulmasını mümkün kılan tohumları yerleştirmiştir. Onun için “Kızıl Sultan” suçlamasına maruz kalmıştır. Başta İttihat ve Terakki ve esasen Müslim ve Türk tüm muhalifler, 1908’te hal ettikleri Abdülhamit Han’ın arkasından, peş peşe yaşadıkları hüsran sonucunda, Ulu Hakan’ın hakkını teslim etmişlerdir, ama çok geç kalmışlardır.

Bu gün de Devletin benzeri bir durumla karşı karşıya olduğunu söylemek yanlış bir teşhis olmayacaktır. İslamcısından ateistine, liberalinden bölücüsüne herkes ağız birliği etmiş; devlet fikrini öldürmek için çaba sarf ediyorlar. Ve yine bunu da demokrasi ve özgürlük adına yapıyorlar.

Tarih toplumların hafızası dedik. Birileri bu hafızaya yeni formatlar atmak; tarihi tecrübeyi bize unutturmak istiyor. Akıllı, dikkatli ve bilgiye hâkim olmak gerekiyor. Bilgi olmadan çağa göre konuşmak mümkün olmayacaktır.

Tarihten geleceğe Türk Medeniyeti’nin bu günkü temsilcileri Türk Milliyetçileridir. Ancak, Türk Milliyetçilerinin çağa ve tüm insanlığa söyleyecek sözünün olabilmesi için bilgiye sahip olması ve onu insanlık için yeniden üretmesi mecburiyetleri bulunuyor.

Türk Milliyetçileri’nin çağdaş Kızılelması, işte bu “bilgi”dir.

Yukarıdaki birinci paragraf, Enver Behnan Şapolyo’dan, ikinci paragraf ise Yılmaz Öztuna’dan iktibas edilmiş olarak, Mustafa Müftüoğlu’nun; “Abdülhamit Ulu Hakan mı Kızıl Sultan mı?” isimli kitabından alınmıştır.


“Geçmişten adam hisse kaparmış… Ne masal şey!

Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?

“Tarih”i “tekerrür” diye tarif ediyorlar;

Hiç ibret alınsaydı, tekrar mı ederdi?”      (M. Akif ERSOY)









Yorum ( 2 ) Yorum yaz! Kalici Baglanti

<<Önceki Sayfa |1/6| Sonraki Sayfa>>